
Bul Karayı Al Parayı
Kadıköy’den vapura binip Karaköy’de inerdim.
Galata Köprüsü’nden geçer Eminönü’ne ulaşırdım.
Çocuktum. Eminönü’ne de vapur olduğunu hayli sonra öğrendim.
Galata Köprüsü üzerinde tezgah kuran bir adam sürekli kart oyunu oynatırdı.
Sonradan öğrendim, oyunun adı “Bul karayı al parayı” imiş.
Biri kazanırdı. Sonra başkaları sıraya girerdi.
Meğer kazanan, hiç olmazmış, kazanmış gibi görünen oyunun tezgahtarı olurmuş.
Tuzağa düşen insanları böylece üter, üter, üterlermiş.
İtiraz eden olduğunu da gördüm. O zaman hır çıkardı.
Tezgahın ortaklarının hayli çok olduğu, hır çıktığında anlaşılırdı.
Hır çıkaran temiz bir dayak yerdi.
Finans üç kağıtçıları aynı tezgahın adamları.
Takım elbise giymiş, gravat giymiş, plazaya taşınmış…
“Bul karayı al parayı”
Sistem aynı sistem.
Afganistanlı Mantıcı Muhammet
Ofise yakın bir mantıcı var.
Öğlenleri personel yemeği çıkarıyor.
Çalışanlar için bölgedeki en trend öğlen yemeği mekanı.
Muhammet mantıcıda çalışıyor.
30-35 yaşlarında.
İlk tanıştığımda memleketini sordum.
Orta Anadolu birine benziyordu.
Bir iki de tahminde bulundum.
“Yok abi Afganistanlıyım” dedi.
O zamanlar Afganistan Amerikan işgali altındaydı.
Yeni evliymiş, ailesine bakabilmek için Türkiye’de çalışmaya gelmiş.
Orta Anadolu’lu değil ama Türk oğlu Türk.
“Ailene parayı nasıl gönderiyorsun” diye sordum.
“Aldığımı dolara çeviriyorum, aracılar üzerinden gönderiyorum” dedi.
Amerika 31 Ağustos 2021’de Afganistan’ı taş devrine döndürdükten sonra ülkeyi terk etti.
Muhammet mantıcıda çalışmaya devam ediyordu.
Bir zaman sonra yine sordum: “Ailene parayı nasıl gönderiyorsun”
“Dolara çeviriyorum, aracılar üzerinden gönderiyorum”dedi.
Sistem aynı sistem.
Sistem Kiminse Para Onun
Amerika, yalan olduğunu itiraf ettiği bir gerekçeyle Irak’a saldırdı.
Saddam Hüseyin devrildi.
Irak’a özgürlük ! geldi.
Irak’ın yurt dışındaki varlıkları donduruldu.
Bir kısmı daha sonra ABD hazinesine devredildi.
Diktatör! Libya lideri Kaddafi devrildi.
Libya’nın batılı bankalardaki hesapları donduruldu.
150 milyar dolar.
Daha sonra bir kısmını kendi kontrollerinde kullanmak üzere serbest bıraktılar.
60 milyar dolar civarında para ise tamamen donuk.
Aynı şey Venezüelanın da başına geldi.
Rusyanın da.
İran’ın da.
Afganistan’ın da.
Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Sergey Şoygu, 14 Mayıs 2026’da Kırgızistan’ın Başkenti Bişkek’te düzenlenen Şanhgay İşbirliği Teşkilatı toplantısında; “Batılı ülkeler, Rusya, Küba, Venezüela, Irak, İran, Kuzey Kore, Libya ve Afganistan’ın 590 milyar dolarını bu şekilde dondurdu” diye açıklama yaptı.
Tabir yerindeyse sistem bu kadar paraya el koydu.
Uluslararası sistemde el konulmamış ulusal varlıkların hepsi bu kaderi yaşayabilir.
Hazine bakanlıklarının açıkladığı toplamda trilyonlarca dolara yönelik böyle açık bir tehdit var. Kimse de inkar etmiyor. Bir ülkenin dolara kaydi olarak sahip olması, onu dilediği gibi kullanabilmesi anlamına gelmiyor.
Sistem aynı sistem.
Bu Bir Aile Değil Bir Sistem
Bir dizi platformunda The Crown isimli bir yapım var.
İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth’in iktidar dönemi ve İngiliz Kraliyetini işliyor.
Platform diziyi; gerçek olaylardan esinlenen kurgusal bir drama olarak tanımlıyor.
Edinburgh Dükü, Kraliçenin kocası Prens Philip ve hali hazır İngiltere Kralı Charles’ın, şüpheli ölümüyle bilinen eşi Diana önemli karakterler arasında.
Sistem isimli bölümde Diana’nın özel ilişkilerinin gündeme düşmesi işleniyor.
Prens Philip bu nedenle Diana’yı ziyaret ediyor.
İlgili diyalog aynen şöyle:
PRENS PHILIP:
Kensington Sarayı’na gelmeyeli epey olmuş.
PRENSES DIANA:
Cüzzamlılar kolonisine.
PRENS PHILIP:
Öyle mi diyorsunuz buraya?
Ben burayı, ailenin bütün kaçık yaşlı teyzelerini koyduğumuz bir depo gibi düşünüyorum. Hepsi tül perdelerin ardından birbirinin gelip gitmesini izliyor.
Burada hiç mahremiyet var mı?
PRENSES DIANA:
Hiç yok.
PRENS PHILIP:
Korkunç. Çünkü mahremiyet çok önemli, değil mi?
PRENSES DIANA:
Evet.
PRENS PHILIP:
Gizlilik de öyle. Sanırım bugün seni görmeye gelmemin nedeni de bu.
PRENSES DIANA:
Buyurun.
PRENS PHILIP:
Müsaaden varsa oturmayacağım.
Bilirsin, ben sert bir ihtiyar olabilirim.
Ama sana karşı her zaman ayrı bir zaafım oldu.
Belki genç olduğun için.
Belki güzel bir kadın olduğun için.
Belki de kocanla ilgili yaşadığın hayal kırıklıklarını çoğu zaman ben de paylaştığım için.
Sana karşı hep korumacı hissettim.
Seni sevdim.
İşte, söyledim.
Bu yüzden yanlış kararlar verdiğini gördüğümde masanın üzerinden sana doğru eğilip şunu hatırlatmak istiyorum:
Ben senin tarafındayım.
Aslında ne söylemeye çalışıyorum?
Artık acemi değilsin.
Bizi bir aile olarak görme aşamasını çoktan geçmiş olman gerekiyor.
İnsanların başlangıçta yaptığı hata bu.
Ama sanırım artık sen de anlıyorsun:
Bu bir aile değil. Bir sistem.
Ve hepimiz bu sistemin içindeyiz.
Sen.
Ben.
Patron.
Kuzenler.
Amcalar.
Teyzeler.
Cüzzamlılar…
İyi ya da kötü, hepimiz bu sistemin içinde sıkışıp kalmış durumdayız.
Ve normal bir ailede yapabileceğimiz gibi şikâyetlerimizi ortaya döküp ortalığa bombalar atamayız.
Çünkü bunu yaparsak kendimizden çok daha büyük, çok daha önemli bir şeye zarar veririz:
Sisteme.
Bu yüzden sana vereceğim tavsiye şu:
Yaratıcı ol.
İstediğin kadar kuralı çiğneyebilirsin.
İstediğini yapabilirsin.
Kendi mutluluğunu bulmak için ihtiyacın olan her türlü düzenlemeyi yapabilirsin.
Ama tek bir şartı, tek bir kuralı unutmamak kaydıyla:
Kamuoyu önünde kocana ve bu aileye sadık kalacaksın.
PRENSES DIANA:
Yani susacağım?
PRENS PHILIP:
Evet.
Tekneyi sallama.
PRENSES DIANA:
Peki.
PRENS PHILIP:
Asla.
Mezara kadar.
…
Hiçbir şey söylemiyorsun.
PRENSES DIANA:
Söylenecek bir şey olduğunu sanmıyorum.
PRENS PHILIP:
Biliyor musun, sanırım şimdiye kadar ağzından çıktığını duyduğum en akıllıca şey buydu.
Prenses Diana, sistemin istediğini yapmadı. Hayata veda etti.
Sistem, aynı sistem.
Olmak ya da Olmamak
Türkiye’de bir patronlar düzeni vardı.
Bürokratik oligarşi bütün iktidarlardan daha güçlüydü.
Askerin göz kaş işareti bile sivillerin kendine çeki düzen vermesi için yeterdi.
Devletin kurumlarında, siyasetçiler arasında yabancı ülke isimleriyle başlayan ekollerin temsilcileri bulunurdu.
Terör, düşmanın sürekli boynumuzda tuttuğu bir bıçaktı.
Yanı başımızdaki komşu ülkeler her türlü güvenlik tehdidinin kuluçka merkeziydi.
Su akar Türk bakardı.
“Adamlar yapmış ağabey” bir teslimiyet cümlesiydi.
Bu ülke gecelik faizin %7000’lere vardığı günler yaşadı.
Ne yapacağımızdan çok hangi ülkenin yörüngesine gireceğimiz konuşulurdu.
Marmara Depreminde devlet eli böğründe ölüm sayılarını öğrenmeye çalışıyordu.
…
Türk Devletleri Teşkilatı bir hayal bile değildi.
Suriye’yi kendine ve bölgesine hayırlı bir ülke yapmak düşünülemezdi.
Irak, terör örgütlerinin yerleşim merkeziydi.
Libya, Almanya işçiler gönderdiğimiz bir memleketti.
Avrupa Birliğinin alt düzey bürokratları Türkiye’ye ayar verirdi.
Başbakanlarımız büyük! devlet başkanıyla görüşecek olsa, büyük başarı kabul edilirdi.
Karabağ kangren olmuş bir yaraydı.
İsrail’in Heronlarına muhtaçtık, en büyük müşterileri arasındaydık.
…
Sistem aynı sistemdi.
Herkes kaderine razıydı.
Bir adam çıktı. Susmadı. Kayığı salladı. Sisteme meydan okudu.
Çalışmasından başka hiçbir şeyine şahit olmadık.
Türkiye özelinde sistemi adım adım değiştirdi.
Geldiğimiz noktada eski sistem tamamen bertaraf olmamış olabilir.
Ama çok rahatlıkla şunu söyleyebiliriz.
Sistem o sistem değil artık.
Bir noktadan sonra Türkiye’de yapılanlar yetersiz.
Zira küresel sistemin ağı içindeyiz.
Küresel sistem değişmeden Türkiye’de kalıcı bir sistem değişimi düşünülemez.
Küresel finans sistemi terör gibi ayağımızdaki bağdır.
Birleşmiş Milletler sistemi bataklık gibi ayağımızda bağdır.
Seküler güç sistemi bataklık gibi ayağımızda bağdır.
Türkiye’yi prangalarından kurtaran Recep Tayyip Erdoğan yüksek bir bilinçle uzun süredir bu sisteme meydan okuyor.
Dünyayı babalarının çiftliği gibi yönetenlere kafa tutuyor.
Sistemin ne kadar güçlü olduğunun farkında.
Adım adım ama kararlılıkla ilerliyor.
Bu yıl Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler Kürsüsü’nde yaptığı konuşma yeni bir aşamadır.
“Dünya 5’ten Büyüktür’ meydan okumasını ilk yaptığında yalnızdı.
“Daha Adil Bir Dünya Mümkün” cümlesini kurduğunda da yalnızdı.
Gazze, Afrika, Suriye, Burma, Akdeniz… Söylediklerinde yalnızdı.
Katıldığı son BM oturumunda görüldü ki dünyanın diğer ülkeleri bu sözleri takip etmeye başladı.
BM’de hakikate olan bağlılığı, cesareti, belağati ayakta alkışlandı.
Ayakta alkışlanan bütün dünyada uyandırdığı insanlık vicdanıdır.
Ayakta alkışlanan kendisinin şahsında lider ülke Türkiye’dir.
Fakat ve maalesef, kokuşmuş dünya sistemi halen ayakta.
Ve aynı kodlarla çalışıyor.
Dolayısıyla Cumhurbaşkanımıza ve Türkiye’ye yönelen tehdit artık daha büyük.
Bir devrimci olarak kendisi bunun farkında.
Kendisine ve ülkemize yönelen bu tehdide de meydan okudu.
Bence BM’deki konuşmasının en kritik kısmı, bu tehdide meydan okuduğu kısım.
Aynen aktarıyorum:
Değerli delegeler,
Bugün burada açık yüreklilikle dile getirdiğim gerçekler
elbette birilerini rahatsız edecektir.
Konforlarını bozacak, yalanlarının maskesini indirecektir.
Bunların, sesimizi kısmak için
her türlü algı operasyona başvuracaklarını da çok iyi biliyorum.
Merhum bir şairimizin ifadeleriyle;
Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak
Halbuki biz susak tarih susmayacak.
Tarih sussa hakikat susmayacak
Onlar sanıyorlar ki
Bizden kurtulsalar mesele kalmayacak
Halbuki bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar
Vicdan azabından kurtulsalar,
Tarihin azabından kurtulamayacaklar
Tarihin azabından kurtulsalar Allah ‘ın gazabından kurtulamayacaklar
Vicdanıyla, tarihiyle, merhametiyle
Büyük bir milletin Cumhurbaşkanı olarak
Rabbim ömür verdikçe bu kürsüden
Mazlumların, mağdurların, kimsesizlerin hakkını savunmaya
Onların da sesi olmaya
Onların içinde konuşmaya, mücadele vermeye
İnşallah devam edeceğim.
Biz gerekirse sıkıntı çekeriz.
Gerekirse bedel öderiz.
Ama haksızlık karşısında susmayız zulme, asla rıza göstermeyiz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan,
Küresel “bul karayı al paracı”lara,
Vicdansız emperyalizme,
Sahibi vicdansızlar olan küresel sistemlere meydan okurken sesini on perde daha yükseltti.
Kendisine yönelen tehditte on perde yükselecek.
Türkiye içinde yaptıklarını bu milletin desteğiyle yaptı.
İnanıyorum ki bu millet ve gönülden bağlı olduğu coğrafyaların desteğiyle küresel sistemi de değiştirecek.
Küresel sisteme kafa tutan bu devrimcinin destekçisi olmak…
“Olmak ya da olmamak” artık aynı şey.









